Türkiye’de İnternet Yasakları ve Çözüm Önerileri

Bu konudaki belli başlı sorunlar nelerdir?

  1. Kanunun  kendisi. Özellikle de TİB’in res’en yasaklama yetkisi, tedbir kararlarında süre sınırlarının olmaması ve   5651 katolog suçların  uluslararası normlara uygun olmaması.
  2. Erişim engellemeleri yoluyla ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkının ihlali.
  3. İdare ve yargının keyfi, ölçüsüz (alan adı ve IP erişim engellemeleri gibi) ve bilgisiz uygulamaları

 Bu sorunlar nereden kaynaklanıyor?

  1. Erişim engelleme yöntemleri 5651 sayılı kanun kapsamını aşıyor. “Katalog Suçlar” dışındaki suçlardan dolayı erişim engelleme kararı veriliyor ve TİB tarafından uygulanıyor.
  2. Kurum kararları şeffaf değil. Bilgi edinme yasasından gelen haklar kullanılamıyor. Kapatılan sitelerin girişine konulan metinlerde neye dayanarak engellendiği görülemiyor.
  3. Tedbir kararları yeterince incelenmeden verilebiliyor. Tedbir kararlarına herkes itiraz edemiyor, “doğrudan taraf olma” koşulu dayatılıyor.
  4. Uygulamalarda Anayasa’da öngörülen ve AIHM tarafından geliştirilen zorunluluk ve oranlılık testlerinin gereği yerine getirilmiyor. Suç genelleştiriliyor, ölçüsüz ve hukuka aykırı kararlar verilebiliyor.  Yönetmeliklerde, kanuna dayanmayan hükümlerle “yasallık ilkesi” çiğneniyor. Aynı konu için birden fazla mahkemeden karar alınabiliyor. Erişimin engellenmesinden doğan zararların tazminini ise mümkün olamıyor.
  5. Uygulamalar, sadece ifade özgürlüğü değil özel yaşamın korunması, masumiyet karinesi ve adil yargılama hakkını da ihlal ediyor.

 

Bu sorunları çözmek için neler yapılmalı?

  1. İnternet iletişimi anayasal güvence altına alınmalıdır.
  2. 5651 Sayılı kanun iptal edilmeli, ve İnternet ortamında yapılan yayınlar yoluyla işlenen suçları kapsayacak yeni bir kanun (Avrupa Konseyi’nin INGO’ ya hazırlattığı ve benimsediği ilkeler esas alınarak) katılımcı yöntemlerle  hazırlanmalıdır.
  3. Yeni kanun şu ilkelere göre düzenlenmelidir: 1) Bu kanun yeni bir suç tanımlamaz, diğer yasalarda tanımlanan suçların internet üzerinde işlenmesini kapsar. 2) Hiç bir sürette “erişim engelleme kararı” verilemez. 3) Suçun işlenmesi durumunda, “uyar ve kaldır” yöntemi uygulanmalı, bu uygulama ancak mahkeme kararı ile yapılabilmeli, kararlar kamuya açık olmalıdır.4) Bu kanun nedeniyle verilen tüm tedbir kararları sınırlı ve süreli olmalıdır. 5) Bu alanda verilecek mahkeme kararları ifade ve iletişim özgürlüğünü masumiyet karinesini,savunma hakkını, silahların eşitliği, şeffaflık ve açıklık ilkelerini ihlal edemez.
  4. Uluslararası teamüllere uygun bir  “kişisel verileri koruma yasası” çıkarılmalıdır.
  5. Erişim engelleme yerine bireyin kendi mahremiyetini, zararlı içerikten kendini nasıl koruyacağı yönünde bilinçlendirilme yönünde aksiyon alınmalıdır.
  6. İnternet yoluyla işlenecek suçlarla ilgili açılacak davalarda görev alacak hakimler, savcılar ve avukatlar internet ve bilişim konusunda eğitilmelidir.

 

Mevcut uygulamadaki belli başlı aksaklıklar nelerdir?

  1. Erişim engelleme yöntemleri 5651 sayılı kanun kapsamını aşıyor. “Katalog Suçlar” dışındaki suçlardan dolayı erişim engelleme kararı veriliyor ve TİB tarafından uygulanıyor.
  2. Kurum kararları şeffaf değil. Bilgi edinme yasasından gelen haklar kullanılamıyor. Kapatılan sitelerin girişine konulan metinlerde neye dayanarak engellendiği görülemiyor.
  3. Tedbir kararları yeterince incelenmeden verilebiliyor. Tedbir kararlarına herkes itiraz edemiyor, “doğrudan taraf olma” koşulu dayatılıyor.
  4. Uygulamalarda Anayasa’da öngörülen ve AIHM tarafından geliştirilen zorunluluk ve oranlılık testlerinin gereği yerine getirilmiyor. Suç genelleştiriliyor, ölçüsüz ve hukuka aykırı kararlar verilebiliyor.  Yönetmeliklerde, kanuna dayanmayan hükümlerle “yasallık ilkesi” çiğneniyor. Aynı konu için birden fazla mahkemeden karar alınabiliyor. Erişimin engellenmesinden doğan zararların tazminini ise mümkün olamıyor.
  5. Uygulamalar, sadece ifade özgürlüğü değil özel yaşamın korunması, masumiyet karinesi ve adil yargılama hakkını da ihlal ediyor.

 

TBMM OÇG STK
Ahmet Turan HAN – Genç Siviller

İstanbul Bilgi Üniversitesi
17.10.2010