22 Ağustos Efsaneler Gerçekler

15 Ağustos yürüyüşü sonrası gerek özelden gerek Genç Siviller sayfalarından 22 Ağustos ve internet yürüyüşü ile ilgili bir çok soru geldi. Bunları gruplayarak cevaplamaya çalıştım.

Güvenli İnternet Hizmetini almak zorunlu değildir.
Tepkiler üzerine BTK internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamada; Güvenli İnternet hizmetinin zorunlu olmadığını, kullanıcıların tam bir özgürlük alanına sahip olduğu belirtilmiştir.
Oysaki 2011/DK-10/91 sayılı kurul kararına baktığımızda 22 Ağustos’dan sonra ISP’lerin verecekleri internet hizmetinin dört ayrı paket halinde sunulması öngörülmektedir. Kullanıcıların bu dört paketten birini seçerek hizmet alımına devam edebilecekler.

Standart Pakette hiç bir şey değişmeyecek
Öncelikle karar ISS(Internet Servis Sağlayıcısı)’leri filtre aşma yöntemlerini engellemeye zorluyor. 11. madde bunun için cezai yaptırım öngörüyor. Bu kullanıcının opendns vb. yöntemleri kullanmasını engelliyor.
5651’den veya farklı kanunlardan dolayı kapalı olan sitelerin standart paketteki durumu da net değil. Standart paketin 11. madde dışında olduğunu yorumlamakta bu hali ile çok zor.

Burada sansür yok burada seçenek var, isteyen istediği paketi alıp kullanıyor.
Sansürün fiziksel altyapısını hazırlıyor. Böyle bir fiziksel altyapının oluşturulması tek merkezden tüm internernetin kontrolü anlamına geliyor ki, bu da kabul edilebilir bir şey değil. Yeri gelmişken bir filtre sistemine karşı değiliz, filtrenin şuan tanımlandığı şekilde tüm internet çıkışına eklenmesine karşıyız. Kullanıcı kontrolünde kullanıcı ile ISS arasına koyulacak bir filtre her açıdan çok daha sağlıklı olacaktır. Sansür demişken şu yazıyı okumakta fayda var.

Avrupa Konseyi’nin filtreleme ile ilgili tavsiye kararı var.
Evet, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin böyle bir tavsiye kararı var. Ancak bu karar filtreleme yazılımlarının kişisel bilgisayarlarda kullanılması ile ilgili. Yani Kullanıcı ile ISS arasında kullanıcı kontrolünde bir sistem. Direkt ISS çıkışına kurulacak bir sistemden bahsedilmiyor. Ayrıca AGİT böyle bir filtrelemeyi desteklemediği gibi Türkiye’yi bu girişimlerinden dolayı eleştiriyor. (bkz: http://www.osce.org/fom/77587)

Tartışmaların zamanlaması düşündürücü
En sevdiğim argüman bu. Şu ülkede tek bir konu yok ki, gündeme geldikten sonra zamanlama üzerinden saldırıya geçilmesin. 5651 yeni gündeme gelen bir şey değil, Gerek biz gerek içinde yer aldığımız oluşum bu mücadeleyi yıllardır sürdürüyor.
Bugün 22 Ağustos sebebi ile bu konunun tekrar alevlenmesi gayet doğal. Yeni anayasa dahil bir çok konu seçimler öncesi tartışılıyor, insanların özgür iradelerini seçimlerde ortaya koymaları için bu tartışmaların seçim öncesi yapılması kadar normal bir durum yok.

Burada bazı yazılım şrketlerinin rantı söz konusu
Bu iddia geçtiğimiz hafta bir iki gazete de kendine yer buldu. Nasıl uydurulduğunu gerçekten merak ediyorum. Bu mantıkla hareket edeceksek devlet vatandaşlarını korumak için antivirüs yazılımı da üretsin, işletim sistemi de hazırlayıp bizi Microsoft’dan kurtarsın. Bahsedilen yazılımların piyasada ücretlileri de, ücretsizleri de mevcut talep eden, hemen ulaşıp kullanabilir. (İsteyene gönderebilirim bu arada). Yine farklı Servis sağlayıcıların bu konuda hizmetleride mevcut. bi ara TTNET’de ücretsizdi, yoğun bir reklam kampanyası yaptı onunla ilgili ne kadar geri dönüş oldu bilemiyorum. Ayrıca devlet yine de istiyorsa bu konuda kendisi bir yazılım üretsin bunu talep eden vatandaşlara ücretsiz dağıtsın.

”porno” sitelerinin yasaklanmasına mı karşızınız?
İnternet yasaklarını sadece “porno”ya indirgemek çok yanlış bir yaklaşım. Bugün türkiye’de BTK’nın son rakamlarına göre 12.000 site engellenmiş durumda, bunların yarısı bile “porno” ile ilgili değil.

Devlet çocukları korumasın mı?
Çocukları devletin değil, ailelerin korumasını gerekir. Ülke tarihimize baktığımızda başımıza gelen her melanetin arkasında devletin birilerini birşeylerden koruma refleksi var. Peki bunu becerebiliyor mu? hayır! devletin bu konuda bir işlevi olacaksa aileleri bu konuda bilinçlendirmek olmalıdır.

Sorularınız için;
http://www.formspring.me/ahmeturhan

Sosyal Medya Devrimi

Obama Türkiye saati ile 06:00 sularında Usame bin Laden’in öldürüldüğünü açıklamadan saatler önce, Pakistan’ın İslamabad şehrinde yaşayan Sohaib Athar’ın twitter hesabını (@realy virtual) takip edenler operasyonu neredeyse canlı olarak izledi. Bu, kesinlikle hiç bir medya gücünün yakalayamayacağı büyük bir başarı.  Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yayılan devrimler, internet üzerinden örgütlenen kitleler, küçük bir cep telefonu kamerasından dünyaya yayılan gerçekler… Son zamanlarda üzerinde sıkça konuştuğumuz sosyal medyanın etkilerini artık her mecrada görmekteyiz.

Geçtiğimiz hafta, tam da bu konular üzerine İspanyol Dışişleri Bakanlığı’na bağlı CasaMediteraneo’nun düzenlediği MediEnconter toplantısı için İspanya’daydım. Akdeniz ülkelerinden dijital aktivistlerin katıldığı toplantıya Türkiye adına katılma şansı yakaladım.

Ağ toplumu ve siberaktivizmin ünlü teorisyeni John Perry Barlow ve uzun yıllar Le Monde Diplomatique’in editörlüğünü yapan, internet ve bilgi toplumu üzerine çalışmaları olan Ignacio Ramonet’in de katıldığı iki günlük toplantı dizisinde Ortadoğu’daki devrimlere internetin etkisinden Wikileaks’e, devletlerin interneti denetim altına alma çabalarından bugün Türkiye’de örneklerini gördüğümüz internet yasaklarına kadar bir çok konu masaya yatırıldı.

Sosyal medya ve devrimler konusunda katılımcıların çoğunun altını çizdiği nokta; devrimlerin sosyal medya ile yapıldığı yanılgısı idi.  Arap dünyasında  yaşanan bu değişimlerde internet’in ve sosyal paylaşım ağlarının yeri kuşkusuz çok önemli, ancak bu değişimlerin öznesi bizzat onu gerçekleştiren halk kitleleri; çoğunluğunun geçmişten aldığı yüklü bir miras var. Uğruna bedeller ödenen bir demokrasi mücadelesini sadece sosyal medyaya indirgemek kuşkusuz rahatsızlık yaratıyor.

Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey  kendisi ile yapılan bir  röportajda, “Devrimleri siz mi yapıyorsunuz?” sorusuna – Banu Avar’ın gerçek zannederek kullanabileceği- şu mizahi cevabı vermişti: “Kuşkusuz.Masamda bir düğme var,  ona basıyorum ve haritada işaretlediğim yerde devrim oluyor.” Devrimleri Twitter’a onu da ABD’ye bağlayınca çok kafa patlatmaya gerek yok.  Bizde solcusunda da, milliyetçisinde de, ulusalcısında da, islamcısında da olan bu hastalığı düşününce Mısırlı aktivist Basel Ramsis’e sorulan “Tamam bunlar iyi de, tüm bunları CIA yaptırmıyor mu?” sorusu pek garip gelmiyor kulağa.

Sosyal medya bu mücadelede sadece bir araç  Ancak birbirini tanımayan milyonlarca insanın özgür şekilde bağlantı kurabilmesini, örgütlenebilmesini sağlıyor. Öyle bir araç ki; Suriye’de ara sokakta dövülerek öldürülen bir adamın görüntüleri küçük bir cep kamerası ile tüm dünyaya dağılıyor. “Z” kod adı ile karikatürler üreten genç internet üzerinden rejim muhalifi çizgilerini milyonlara ulaştırabiliyor.  Fas’ta Twitter üzerinden örgütlenen gençler, anlık Flashmob  eylemler yapıyorlar.  Mısır’da milyonlar Facebook üzerinden örgütlenip sokağa dökülüyor, Mübarek  hükümeti tüm ülkenin internet ve cep telefonu hizmetini kesmesine rağmen uydu internet ile mahallelerden yayın yapılıyor.

Tıpkı John Perry Barlow’un 15 yıl önce yayımladığı “Sanal Gerçekliğin Bağımsızlık Bildirgesi”nde öngördüğü gibi…

Endüstriyel Dünyanın Hükümetleri, siz, et ve çeliğin bezgin devleri! Ben, Sanal Gerçeklik’ten geliyorum, Zihnin yeni yuvasından. Gelecek adına bizleri rahat bırakmanızı istiyorum. Aramızda istenmiyorsunuz. Bir araya geldiğimiz bu yerde hiçbir egemenliğiniz yok.
Bizim seçilmiş bir hükümetimiz yok, olsun da istemiyoruz, bu yüzden size özgürlüğün kendisinin her zaman konuştuğundan daha üstün bir otoriteyle sesleniyor değilim. Bize dayatmaya çalıştığınız zorbalıklardan doğal olarak bağımsız olmak üzere inşa ettiğimiz Küresel toplumsal gerçekliği ilân ediyorum. Bizi yönetmeye hiçbir ahlâkî hakkınız yok, ne de sahiden korkmamızı gerektirecek hiçbir yaptırım yöntemine sahipsiniz. 
Hükümetler adil güçlerini yönetilenlerin rızasından alırlar. Siz bizim rızamızı almış değilsiniz. Biz sizi davet etmedik. Siz ne bizi ne de dünyamızı bilmiyorsunuz. Sanal Gerçeklik sizin sınırlarınız içerisinde yer almıyor. Bunu tıpkı bir kamusal inşa projesi gibi inşa edebileceğinizi sanmayın. Yapamazsınız. Bu doğanın bir edimidir ve bizim ortak eylemlerimizle kendini geliştirip büyütür. 
Büyük ve bir araya getirici konuşmamızda iştigal etmiyorsunuz, piyasalarımızın zenginliğini yaratmış da değilsiniz. Kültürümüzü, etiğimizi ve toplumumuza dayatmalarınızın hiçbirinin sağlayamayacağı düzeni çoktan sağlamış olan yazılmamış kurallarımızı bilmiyorsunuz. 
Aramızda, sizin çözmeniz gereken sorunlar olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu iddiayı bölgelerimizi işgal etmenin bir mazereti olarak kullanıyorsunuz. Bu sorunların bir çoğu mevcut değil. Gerçek ihtilaflar olduğunda, yanlışlıklar olduğunda onları teşhis ediyor ve onlarla kendi yöntemlerimizle ilgileniyoruz. Kendi Toplumsal Sözleşmemizi oluşturuyoruz. Bu yönetim bizim dünyamızın şartlarına göre oluşacak, sizinkine göre değil. Bizim dünyamız sizinkinden farklı. 
Sanal Gerçeklik alış-verişlerden, ilişkilerden ve düşüncenin kendisinden oluşuyor. Bunlar iletişimlerimizin ağında durağan bir dalga gibi dizilmiş duruyorlar. Bizimkisi him her yerde hem de hiçbir yerde olan bir dünya, ama bedenlerin yaşamadığı bir dünya bu. 
Herhangi bir ırk, ekonomik güç, askerî kuvvet veya doğum yeri ayrımı gözetilmeksizin, hiç kimseye yönelik herhangi bir ayrıcalık veya önyargı olmaksızın herkesin girebileceği bir dünya yaratıyoruz. 
Herhangi bir kimsenin, herhangi bir yerde susmaya veya uydumculuğa zorlanma korkusu olmaksızın, her ne kadar olağandışı olursa olsun, kendi inançlarını ifade edebileceği bir dünya yaratıyoruz. 
Sizin mülkiyet, ifade, kimlik, hareket ve bağlam gibi yasal kavramlarınız bize uymaz. Onlar maddeye dayanır. Burada ise madde yoktur. 
Bizim kimliklerimizin vücutları yoktur, böylece, sizin tersinize, fiziksel zorlamayla düzeni sağlayamayız. Biz yönetimimizin etikten, aydınlanmış öz-çıkardan ve kamu yararından doğacağına inanıyoruz.

Kimliklerimiz sizin yargı yetkileriniz altında bulunabilir. Bizi oluşturan kültürlerin genellikle tanıyacağı tek yasa Altın Kural’dır. Tikel çözümlerimizi bu temel üzerinde çözebileceğimizi umuyoruz. Ama sizin dayatmaya çalıştığınız çözümleri kabul edemeyiz. 
Birleşik Devletler’de, bugün yeni bir yasa ortaya çıkardınız, adı Telekomünikasyon Reform Yasası… Bu yasa kendi anayasanızı ayaklar altına alıyor ve Jefferson, Washington, Mill, Madison, DeToqueville ve Brandeis’in hayallerini tahkir ediyor. Onların bu hayalleri bizlerde yeniden doğmalı. 
Kendi çocuklarınızdan korkuyorsunuz, çünkü onlar sizin hep göçmenler olarak kalacağınız bir dünyanın yerlileri. Onlardan korktuğunuz için, kendinizle korkakça yüzleşmek durumunda kalacağınız ebeveyn sorumluluklarına sahip bürokrasilerinize itimat ediyorsunuz. Bizim dünyamızda insanlığın bütün duyarlılıkları ve söylemleri, en aşağılık olandan en meleksi olana kadar, ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır, parçaların birbiriyle küresel söyleşisidir. Boğucu havayı, üzerinde kanat seslerinin duyulduğu havadan ayıramayız. 
Çin’de, Almanya’da, Fransa’da, Rusya’da, Singapur’da, İtalya’da ve Birleşik Devletler’de, siz, Sanal Gerçekliğin hudutlarına karakollar dikerek özgürlük virüsünden korunmaya çalışıyorsunuz. Bunlar hastalığın bulaşmasını kısa bir süreliğine önleyebilir, ama bunlar bit-temelli kitle iletişim araçlarıyla çok geçmeden örtülecek bir dünyada işe yaramaz hale geleceklerdir. 
Sizin gitgide köhneleşen enformasyon endüstrileriniz bütün bir dünyada konuşmaya sadece kendilerinin hakları olduğunu iddia eden yasalar önererek kendilerini idame ettirebilirler. Bu yasalar fikirlerin tıpkı pig demiri gibi herhangi bir endüstriyel ürün olduğunu beyan edeceklerdir. Bizim dünyamızda ise insan zihni her ne üretirse üretsin hiçbir ücret ödenmeksizin istendiği kadar yeniden üretilip dağıtılabilir. Düşüncenin küresel iletimi artık bunu başarmak için sizin fabrikalarınızı gerektirmiyor. 
Bu gitgide artan düşmanca ve sömürgeci tedbirler bizi mesafeli ve bihaber güçlerin otoritelerini reddeden önceki özgürlük ve self-determinasyon sevenlerin konumuna yerleştiriyor. Bizler, her ne kadar sizin bedenlerimiz üzerindeki hükümranlığınıza rıza göstersek bile, kendi sanal kişiliklerimizin sizlerin egemenliğinden muaf olduğunu beyan etmeliyiz. Bizler, hiç kimse düşüncelerimizin önünü kesemesin diye, kendilerimizi Gezegen’in dört bir yanına yayacağız
Bizler Sanal Gerçeklik’te Zihnin uygarlığını yaratacağız. Bu uygarlığın sizin hükümetlerinizin yarattığı dünyadan daha insancıl ve adil olmasını umuyoruz.

Il Fatto Quotidiano

Dün Italyan Il Fatto Quotidiano’ya verdiğim mülakat haberleştirilmiş.

http://www.ilfattoquotidiano.it/2011/05/09/turchia-il-governo-censura-la-rete-bandite-centotrentotto-parole/109967/

Turchia, il governo censura la Rete 
Bandite centotrentotto parole

Da gay a masturbazione, da donna a studente, il Direttorato per le Telecomunicazioni inviato una circolare agli internet provider, intimando loro di chiudere tutti i siti che contengono nell’indirizzo web un vocabolo della lista vietata e di impedirne l’apertura di nuovi che violino la direttiva ufficiale

Masturbazione, donna, gay, studente. Sono solo alcune delle 138 parole che il Direttorato per le Telecomunicazioni turco (TIB) ha deciso di bandire dai domini internet per preservare la moralità del popolo, anche online. La settimana scorsa, infatti, le autorità hanno inviato una circolare agli internet provider, intimando loro di chiudere tutti i siti che contengono nell’indirizzo web un vocabolo della lista vietata e di impedirne l’apertura di nuovi che violino la direttiva ufficiale.

Il TIB “non ha né il potere né le facoltà per chiudere i siti”, come ha osservato Mustafa Akgül, presidente dell’associazione internet INETD ma nonostante questo ha minacciato sanzioni pecuniarie nei confronti di chi non è intenzionato a rispettare la nuova linea guida. Un tentativo di intimidazione che, a fronte delle proteste dalla rete, si è trasformato in una semplice “circolare”. Che, però, non è stata ritirata. Il rapporto del governo turco con la Rete si è inasprito dal 2005, anno in cui è stata creata l’Authority per l’informazione e la comunità tecnologica (Btk) che ha ostacolato la libera circolazione dei contenuti. E oggi, ha detto il presidente dell’Ordine dei giornalisti turchi Hurriyet Orhan Erinc, “le autorità stanno vedendo come possono limitare la libertà su internet, anziché promuoverla”. Con il pretesto di preservare la moralità e l’orgoglio nazionale infatti, in Turchia a maggio 2007 erano stati bloccati e censurati oltre 16mila url che rimandavano a siti gay, pornografici o che violavano il copyright e YouTube era stato bloccato per tre anni perché conteneva video critici contro il padre della patria, Mustafa Kemal Ataturk.

A giugno dell’anno scorso, poi, dopo il blocco di facebook in Bangladesh e Pakistan, Istanbul aveva deciso di bloccare alcuni servizi di Google tra cui Analytics, Mail e Documenti per puntare nuovamente a oscurare YouTube. Colpi di spugna che l’estate scorsa hanno riversato di 7000 manifestanti nelle strade della capitale. “Anche oggi, a seguito della ‘circolare’ con le 138 parole intendiamo scendere di nuovo in piazza”, spiega Ahmet Turan Han, blogger e attivista dell’organizzazione giovanile Young Civilians,“e anche se il TIB prevede una pena pecuniaria, non ha alcun diritto di imporsi sugli internet provider”. L’intenzione della circolare sulle ‘parole amorali’ esprime la volontà di spingere gli internauti all’autocensura ed è il primo passo verso l’attuazione di provvedimenti più restrittivi. “Il giorno cruciale sarà il 22 agosto”, prosegue Ahmet, “quando entreranno in vigore i filtri per le famiglie voluti dal Btk che imporranno ulteriori limiti alla navigazione in rete”.

Gli utenti dovranno scegliere uno dei quattro filtri da applicare alla propria connessione (bambini, famiglia, nazionale, standard) e per ognuno di essi verrà fissata una lista di accessibilità. E anche se ognuno potrà decidere in autonomia quale modello applicare, l’incognita rimane: “Non sappiamo quali sanzioni possano imporre in futuro e se puntino davvero al giro di vite sulla libera circolazione dei contenuti. Ogni segnale però punta in quella direzione”, conclude Ahmet che insieme agli attivisti di engelliweb e millimotor sta organizzando la protesta dei prossimi giorni. Il blogger, per contestare il provvedimento del Tip, ha realizzato una pagina che contiene ben sette parole probite nell’url e l’unico link che compare rimanda al sito dell’autorità per le telecomunicazioni. Per ora non è ancora stata oscurata.

Haydar’ın Hayvan Ansiklopedisi El-Mundo’da

İspanyol El Mundo ile Türkiye’deki internet yasakları ile ilgili küçük bir görüşme yapmıştık bugün yayımlanmış. Ancak El-Mundo Türkiye’de yasaklı olduğu için haere ulaşmak bi hayli zahmetli

http://www.elmundo.es/elmundo/2011/05/06/navegante/1304669248.html

Turquía intenta prohibir 138 palabras para registrar dominios en Internet

Manifestación contra la censura en Internet en julio 2010 | Ilya U. TopperManifestación contra la censura en Internet en julio 2010 | Ilya U. Topper

Ilya U. Topper | Estambul

Actualizado lunes 09/05/2011 12:05 horas

Animal, girl, gay, partner, free… y los equivalentes turcos de rubia, falda, confesión, gordo, desnudo, apasionada, adulto, estudiante... ¿qué tienen todas estas palabras en común? Han sido prohibidas por la Autoridad de Telecomunicaciones Turca (TIB) y ya no se podrán utilizar para registrar un dominio en Internet.

El correo electrónico que los proveedores de internet turcos recibieron la semana pasada llevaba un remitente oficial aunque al principio muchos creían que era un ‘hoax’, una broma de escaso gusto. Nada más lejos de la realidad, el correo era oficial, y exigía desterrar 138 palabras de las URL registradas en Turquía. No se podrán solicitar dominios que los contengan y los ya existentes deben darse de baja. Al menos esa es la intención de la TIB.

Otra imagen de la manifestación | Ilya U. Topper

“No tienen autoridad para prohibir estos dominios”, asegura Mustafa Akgül, presidente de la asociación de internet INETD. “Han lanzado esta advertencia para asustar y para que la gente empiece a autocensurarse”. Tampoco tienen el poder: el registro efectivo está en manos de la Middle East Technical University, una universidad pública.

Pero la TIB no se andaba con chiquitas: el correo electrónico amenazaba con “sanciones penales” a los proveedores que no cumplieran con esta “obligación”. Días más tarde, ante la avalancha de protestas públicas, la TIB aseguró que se trataba meramente de una “circular informativa”, pero no la retiró.

En defensa de la moralidad

El motivo oficial es proteger la moral pública: el correo de la TIB cita profusamente diversas leyes sobre la protección de la infancia y la juventud. En la lista figuran numerosos términos de connotación evidente: pene, vagina, sexo, tetas, culo, anal, masturbación, homosexual, gay, lesbiana… y sus equivalentes en inglés y en lenguaje vulgar. Pero también los mucho menos específicas pecho, bragas, caliente, oral, adulto, estudiante, animal…

Tampoco vale ya ‘Haydar’, un nombre de pila común, pero expresión de argot para referirse al pene, ni ‘Adrianne’. Tampoco ’31’, cifra que en argot hace referencia a la masturbación, ni ‘turbanli’, término que describe las chicas con el velo islamista (¿tal vez objeto de fantasías perversas?)

Para adivinar por qué ‘respiración’ o ‘cuñada’ en turco o el inglés ‘beat’ son retirados de la Red hace falta tener bastante más imaginación. Y por si acaso, tampoco se admitirán palabras que contengan las sílabas prohibidas. Así, para no recordar ciertas prácticas sexuales, quedarán desterrados los término ‘análisis’ o ‘canal’.

La circular ha dado lugar a numerosos chascarillos. Ahmet Turan Han, informático de la asociación Jóvenes Civiles, defensora de las libertades públicas, ya ha registrado la webHaydarHayvanAnsiklopedisindekiGeyigiBaldiziAdrianneyeGoturdu.com.Traducido sería algo así como “Haydar cogió el ciervo de la enciclopedia de animales para su cuñada Adrianne”. Totalmente vetado. De todas formas, la TIB, tal vez de forma previsora, ha prohibido también la palabra ‘Prohibido’.